Kur’an-ı Kerim’de korku tek bir psikolojik hâl olarak ele alınmaz. Kaynağına, yönüne ve insan üzerindeki etkisine göre farklı kelimelerle ifade edilir. Bu kavramı anlatan en az 7 kelime var:
Ayrıca, sık sık "Allah korkusu" diye çevrilen Taqvâ (sakınma) ve Huşu‘ (boyun eğme) kelimeleri bu listeye dahil değil.
“Sabah akşam, kendi içinden, korkarak ve yalvararak, alçak sesle Rabbini an ve gafillerden olma.” (A'raf, 7:205)
Havf, bir zarar görme ihtimaline karşı duyulan endişeyi ifade eder. Ancak bu korku, insanı felç eden bir korku değil, aksine tedbir almaya ve Allah'a sığınmaya yönelten itici bir güçtür. "Onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır" müjdesi, dünyada Allah için duyulan "havf"ın, ahirette sonsuz bir güvene dönüşeceğini öğretir. "Zikr" ancak bu bilinçle anlam kazanır.
“Yıldırımlardan ölüm korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar.” (Bakara, 2:19)
Hazer, ani tehlike karşısında ortaya çıkan korunma refleksidir, akıl ve muhakeme geri plandadır. Korkunun sadece duygusal değil, aynı zamanda savunma mekanizmalarımızı harekete geçiren bir "tedbir" hali olduğunu öğretir.
“Ancak Allah’tan korkan kimse için bir öğüt olarak.” (Tâhâ, 20:3)
Haşyet, bilgi ve marifetle (tanımakla) artan korkudur. Allah’ı tanımanın doğal sonucudur ve Kur’an’da övgüyle anılır. Basit bir ürperti değil, Allah’ın azametini kavrayan bir kalbin duyduğu derin saygıdır. Bilgi arttıkça haşyet artar.
“O en büyük korku bunları üzmez.” (Enbiyâ, 21:103)
Feza‘, insanı sarsan, uykusunu kaçıran, ansızın gelen büyük dehşettir. Ayet, kıyamet anındaki o büyük paniğin, dünyada kalbini doğru yere bağlayanları etkilemeyeceğini müjdeleyerek bize "güvenin" adresini gösterir.
“Kitap ehlinden onlara yardım edenleri kalplerine korku düşürerek kalelerinden indirdi.” (Ahzâb, 33:26)
Ru‘b, fiziksel değil psikolojik bir çökertme hâlidir. Allah’ın müminlere bir yardımı olarak zikredilir; manevi gücün, maddi güçten daha sarsıcı olabileceğini vurgular.
“(Levha)lardaki yazıda, ancak Rablerinden korkanlar için bir hidayet ve rahmet vardı.” (A'raf, 7:154)
Rehb, içten içe duyulan, insanı disipline eden ve ibadete yönelten bir çekinmedir. "Ruhbanlık" kelimesi de buradan gelir; dünyevi geçici korkulardan ziyade, manevi bir sorumluluk bilincini ifade eder.
“Melekler: ‘Korkma! Biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz’ dediler.” (Hicr, 15:53)
Vecel, beklenmedik bir durum karşısında kalbin hızlıca çarpması ve titremesidir. Hz. İbrahim’e "korkma" denilmesi, bu insani refleksin doğal olduğunu ancak Allah’ın müjdesiyle sükunete ermesi gerektiğini hatırlatır.
Arapça'daki kavram zenginliği Osmanlıca'da aynen devam etmiş.
Kelimelerin altı tanesi Lugatim'de var:
https://lugatim.com/s/HAVF
Şimdi bu farklı kavramların hepsine "korku" deyip geçiyoruz.
Kur'an bize öğretiyor ki; korku kaçılması gereken bir duygu değildir. Allah’a yöneltilirse "Haşyet" olup insanı yüceltir; dünyaya yöneltilirse "Dehşet" olup insanı tüketir. Mümin için asıl hedef, tüm bu korkuları Allah sevgisi ve güveniyle (iman) dengelemektir.