ChatGPT bütün resimleri silmiş -- kısıt olarak vermeyi unuttum!

Var olan her şey sürekli yaratılmaktadır…

Mutlak yaratan ve yegâne Hâkim olan Allah’ın fiillerinde “abes” yoktur. Abes; boşuna, gereksiz ve amaçsız demektir. Bu kavramı tersinden ifade edecek olursak, var olan her şeyin bir amacı ve bir hikmeti bulunduğu kabul edilir. İnsan olarak bizler bu amaçların tamamını kavrayamayabiliriz; ancak varlığın anlamsız ve başıboş olmadığına inanırız.

İnsan, sorgulayan bir varlıktır. Neden beş parmağımız vardır, neden doğada bu kadar farklı renk bulunur ve bazı kokular neden rahatsız edicidir gibi sorular sorarız. Bu soruların peşinden gitmek, araştırmak ve tartışmak insan olmanın bir gereğidir. İnanan bir insan için ise bu araştırma süreci, nihai anlamda varlığın bir gayeye matuf olduğu inancıyla birlikte yürür.

Bu genel çerçeveden sonra, yaratma fiiline dair daha özel bir noktaya dikkat çekmek istiyorum.

Hatırlarsanız, geçtiğimiz Cuma günü hutbenin başlangıcı şöyleydi; “İbret nazarıyla etrafına bakan bir insan, her şeyi yoktan var eden, şekillendiren ve idare eden bir yaratıcının olduğunu idrak eder. Gezegenlerin hiç sapmadan yörüngelerinde akıp gitmesi, güneşin yeryüzünü aydınlatması, ayın ve yıldızların bir kandil gibi geceyi süslemesi, bize adeta ‘Rabbini unutma!’ diye haykırır. Her köşesi hikmetle bezenmiş dünyamız, bizi, bir tek olan Allah’a çağırır. Kur’an-ı Kerim; “Onlar göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yeryüzünün nasıl yayıldığına bakmazlar mı?” sorularıyla bizi tefekküre davet eder.

Bu tefekkür çerçevesinde, İslam Ansiklopedisi’nde yer alan “Yaratmak” maddesi dikkate alındığında, yaratmanın Allah’a özgü bir fiil olarak Kur’an’da “halk” kavramıyla ifade edildiği görülür. Bu kavram; yaratmak, ölçüyle var etmek ve takdir etmek gibi anlamlar taşır.

Kur’ân-ı Kerîm’de “halk” kelimesi ve türevleri çok sayıda ayette geçmekte, yaratmanın bilinçli, ölçülü ve hikmetli bir fiil olduğu vurgulanmaktadır.

Allah’ın yaratma buyruğu olan “kun” (ol) emri, “Allah bir şeye hükmettiğinde ona ‘ol’ der, hemen olur” anlamındaki ifade kalıbıyla Kur’an’da farklı ayetlerde yer almaktadır.

“Her şeyi yarattı” (Bakara 2/29; En‘âm 6/101, 102; Furkān 25/2; Zümer 39/62);
“Dilediğini yaratır” (Âl-i İmrân 3/47; Nûr 24/45; Kasas 28/68)

Bu ayetlerde yaratma fiilinin mutlaklığı ve iradeye bağlılığı özellikle vurgulanmaktadır.

Göklerin ve yerin yaratılışıyla ilgili ayetlerde geçen “bi’l-hakkı” ifadesi, yaratılışın anlamsız ve amaçsız olmadığını, bilakis hikmet üzere gerçekleştiğini ifade eder.

“Biliniz ki halk da emir de Allah’ındır.” Tek yaratan O’dur. (A‘râf 7/54)

Şimdi bu çerçevede, yaratılışın fiziksel boyutuna dair kısa bir tefekkür yapalım.

Modern bilim, bugün itibarıyla doğada varlığı doğrulanmış 118 kimyasal element bulunduğunu ortaya koymuştur. Canlı-cansız tüm maddi varlıklar, bu sınırlı sayıdaki elementlerin farklı oran ve düzenlerde bir araya gelmesiyle oluşmaktadır. Bu durum, maddi çeşitliliğin son derece sınırlı bir temel üzerine kurulu olduğunu göstermektedir.

Örneğin tekstil alanında kullanılan liflerin büyük bir kısmı, karbon, hidrojen, oksijen ve azot başta olmak üzere birkaç temel elementten meydana gelir. Bu durum, karmaşık görünen yapıların dahi son derece basit bileşenlerden oluştuğunu göstermesi bakımından dikkat çekicidir.

Atomlar arasındaki bağlar, fiziksel olarak elektronların etkileşimiyle açıklanır. Kovalent, iyonik ve metalik bağlar gibi farklı bağ türleri, maddelerin özelliklerini ve davranışlarını belirler. Bilim bu süreçleri “nasıl” sorusu üzerinden açıklar.

İnanan bir insan için ise bu düzen ve süreklilik, yaratmanın her an devam ettiği fikrine kapı aralar. Bu noktada “kun fe yekûn” ifadesi, fiziksel yasaların ötesinde, bu yasaların varlığını ve sürekliliğini mümkün kılan ilahî iradeye işaret eden bir tefekkür zemini olarak anlaşılır.

Suyu ele alalım. Su molekülü, iki hidrojen ve bir oksijen atomunun belirli bir düzenle bağlanmasından oluşur (H2O). Sıcaklık değiştikçe suyun hâl değiştirmesi, atomlar ve moleküller arasındaki etkileşimlerin bir sonucudur. Bilim bu süreci açıklar; tefekkür ise bu düzenin sürekliliğini sorgular.

Kur’an bu noktada insanı sonuçtan çok anlama yönlendirir.

36:81-83. Gökleri ve yeri yaratan, onların benzerlerini yaratmaya kadir değil midir? Evet, O her şeyi bilen yaratıcıdır. Bir şeyi dilediğinde O’nun sözü sadece “Ol” demektir, hemen olur. Her şeyin mülkü elinde olan Allah ne yücedir. O’na döndürüleceksiniz.

Yasin suresinin 82. ayetinde geçen “Hallâkul ‘Alîm” ifadesi, bazı müfessirler tarafından “yaratması sürekli olan ve her şeyi bilen” şeklinde yorumlanmıştır. Bu yorum, yaratmanın tek seferlik bir fiil değil, varlığın her an ayakta tutulması anlamına geldiğine dikkat çeker.

Bu bakış açısıyla, varlığı ayakta tutan düzenin ortadan kalkması, maddenin bildiğimiz hâlini yitirmesi anlamına gelir. Kur’an’da kıyamet tasvirlerinde yer alan şu ayetler bu duruma işaret eder:

“O gün gök, erimiş maden gibi olur.
Dağlar da atılmış yün gibi olur.”
(Meâric 70/8–9)

Sonuç olarak, bilim bize varlığın işleyişini anlatır; tefekkür ise bu işleyişin anlamı üzerine düşünmeye davet eder. İnanan bir insan için bu ikisi çatışma değil, aynı hakikatin farklı yüzleridir.

İşte bu yüzden Allah’ın yarattıklarında abes yoktur. Çünkü varlık, her an yeniden var kılınmakta ve hikmet üzere sürdürülmektedir.