Gemini hazırladı -- kısıtlar burada

Var olan her şey sürekli yaratılmaktadır…

Mutlak yaratan ve yegâne Hâkim olan Allah’ın eylemlerinde, yani kozmik müdahalelerinde asla “abes” yoktur. Abes; ontolojik bir boşluk, amaçsızlık veya sistem dışı bir fazlalık demektir. Bu perspektifle ifadeyi tersinden okursak; Allah’ın "Bedi" sıfatıyla yoktan var ettiği ve "Kayyûm" sıfatıyla varlıkta tuttuğu her zerre ve olayda mutlak bir teleolojik (gayesel) zorunluluk mevcuttur. İnsan ölçeğindeki sınırlı idrakimizle bugün bu yüksek gayeleri ihata edemeyebiliriz; ancak mikro alemden makro aleme kadar her oluş, hassas bir matematiksel denge ve amaç üzerine inşa edilmiştir.

Sorgulayan birer özne olarak bizler; neden beş parmağımız olduğunu, spektrumdaki renk çeşitliliğinin hikmetini veya madde döngüsündeki kokuşma süreçlerinin nedenini merak edebiliriz. Bu merak, ilmi bir ibadettir; sormalı, araştırmalı ve verili olanı tartışmalıyız. Ancak bu araştırmaların sonunda varacağımız nokta şudur: Varlıktaki her detay, ekosistemin bir parçası olarak insanlığın hizmetine ve evrensel bütünlüğe matuf bir fayda taşır. Bunlar fizik ötesi birer "yakîn" halidir; Müslüman olarak bizler, evrenin bir tesadüfler yığını değil, her an denetlenen bir nizam manzumesi olduğuna inanırız.

Bu konuyu burada bırakıp, özel bir yaratma konusuna geçmek istiyorum.

Hatırlarsanız, geçtiğimiz Cuma günü hutbenin girişinde vurgulandığı üzere; kainata "ibret nazarıyla" bakan her zihin, maddeyi yoktan var eden, ona geometrik bir form veren ve entropiye karşı onu nizamla idare eden bir Müdebbir’i derhal fark eder. Galaksilerin yörüngesel hassasiyeti, fotonların yeryüzüne hayat taşıyan yolculuğu, ay ve yıldızların geceyi birer seyrangâha çevirmesi; her biri lisan-ı hal ile "Rabbini unutma!" diye nida eder. Kur’an-ı Kerim de; göğün fiziksel yükseltilişine, dağların jeolojik birer denge unsuru olarak dikilişine ve arzın yaşama elverişli bir sergi gibi yayılışına dikkat çekerek bizleri bilimsel bir tefekküre davet eder.

İşte bu tefekkürün teknik altyapısını çalışırken İslam Ansiklopedisi’nin "Halk" (Yaratma) maddesindeki derinliği esas aldım. İslâmî terminolojide "halk"; sadece yoktan var etmeyi değil, aynı zamanda bir şeyi ölçüp biçmeyi (takdir), bir maddeden yeni bir form inşa etmeyi ve ilahi bir mühendislikle "imal etmeyi" ifade eder. Bu yönüyle yaratılış, statik bir başlangıç değil, her an devam eden dinamik bir ölçüleme ve biçimlendirme sürecidir.

Kur’ân-ı Kerîm’de kırk altı ayette elli iki defa “halk” kelimesi ve 200’ü aşkın yerde türevleri geçerek bu yaratma eyleminin sürekliliğine işaret eder.

İlahi iradenin emri olan “kun” (ol) hitabı, Allah’ın bir şeyi murad etmesiyle o şeyin fiziksel gerçekliğe bürünmesi arasındaki eşsiz hızı ifade eder. Bu mühim ifade kalıbı, “Allah bir şeye hükmettiğinde ona ‘ol’ der, hemen olur” anlamında sekiz âyette geçer.

“Her şeyi yarattı” (En‘âm 6/101; En‘âm 6/102; Furkān 25/2; Zümer 39/62);
“Dilediğini yaratır” (Âl-i İmrân 3/47; Nûr 24/45; Kasas 28/68)
gibi beyanlar, yaratmanın hiçbir kısıtlama olmaksızın mutlak bir iradeyle gerçekleştiğini belgeler.

Kozmolojik yaratılışla ilgili on ayette geçen “bi’l-hakkı” (hak ile) ifadesi, evrenin "isabetli, hikmetli ve doğru bir tasarım" üzerine kurulu olduğunu anlatır. Nitekim göklerin ve yerin boş yere (bâtıl) yaratılmadığını bildiren âyetlerdeki bâtıl kelimesine (Âl-i İmrân 3/191; Sâd 38/27), “anlamsız, amaçsız ve eğlence olsun diye değil” mânası verilmiş; evrenin ve içindeki her zerrenin yaratılışındaki yüksek hikmet vurgulanmıştır.

“Biliniz ki halk da emir de Allah’ındır.” Tek yaratan O’dur. (A‘râf 7/54)

Şimdi bu “kun fe yekûn = ona ‘ol’ der, hemen olur” gerçeğine bilimsel bir mercekle bakalım.

Bilim dünyası bugün evrende doğal olarak bulunan 92 temel element keşfetmiştir. Laboratuvar şartlarında elde edilen kararsız yapay elementler bu sistemin dışındadır. Düşünün ki; sonsuz gibi görünen bu devasa kainat, galaksiler, nebulalar ve bizler; sadece bu 92 elementin farklı matematiksel kombinasyonlarda bir araya gelmesinden ibaretiz. Bu kadar büyük bir evren ve sadece 92 yapı taşı... Allahüekber.

Meseleyi mesleki uzmanlığım olan Tekstil Mühendisliği ölçeğine indirgersek tablo daha da etkileyici hale gelir. Çevremizde gördüğümüz tüm tekstil dünyası (halılar, giysiler, teknik kumaşlar); aslında periyodik tablodaki sadece 8 temel elementin eseridir. Bir veri sunmak gerekirse: 2024 yılında dünyada yaklaşık 132 milyon ton elyaf üretildi. Bu devasa kütlenin tamamı sadece 8 çeşit atomun mucizevi bir dizilimle birleşmesinden oluşuyor; gerisini siz hayal edin.

Bu elementler: Hidrojen, Karbon, Azot, Oksijen, Flor, Fosfor, Kükürt ve Klor’dur.
Atom yapısı diyagramı

Atomik boyutlar, insan zihninin "küçüklük" kavramını zorlar. Örneğin bir karbon atomunun çapı 1.5×10-10 metredir. Bunu zihnimizde canlandırmak imkansızdır; ancak şöyle bir kıyas yapabiliriz: Eğer bir tek karbon atomunu 1 cm boyutuna getirmek isteseydik, onu 100 milyon kere büyütmemiz gerekirdi. İşte bu mikroskopik zerreler, muazzam bir nizamla birleşerek görünen dünyayı inşa ediyor.

Peki, bu zerreler nasıl birleşir de dayanıklı elyafları oluşturur? İşte burada "yaratma fiili" atomik bağlar olarak tecelli eder. Örneğin bir pamuk lifini ele alalım; pamuk bitkisi topraktan aldığı suyu, havadan aldığı karbonu ve güneş enerjisini kullanarak selüloz sentezler. Selüloz molekülü ise sadece karbon, hidrojen ve oksijen elementlerinden oluşur. (C6H10O5)n Yani 6 Karbon, 10 Hidrojen ve 5 Oksijen’in tekrarından oluşan bir polimer. Sadece üç çeşit atom, ilahi bir formülle birleşerek dünyayı giydiren bir hammaddeye dönüşür.
Selüloz molekülü

Sadece 92 elementten tüm evreni var eden Rabbimizin bu kadar rengi ve nesneyi yaratırken eylemi “kun=ol” demektir. Dilediği biçimde her şey “feyekûn=olur”. Maddenin dağılıp gitmesini engelleyen, elementleri birbirine kenetleyen o görünmez fiziksel bağlar, aslında Allah’ın "ol" emrinin madde alemindeki karşılığıdır.

Bunu en temel yaşam kaynağımız olan su (H2O) üzerinden okuyalım. Su, iki Hidrojen ve bir Oksijen elementinden oluşur. Soluduğumuz hava içerisinde bol miktarda (%21) Oksijen bulunmasına rağmen, bunlar kendiliğinden suya dönüşmez.

Ancak Allah’ın tabiata koyduğu yasalar uyarınca; iki hidrojenin elektronları ile bir oksijenin dış yörüngesindeki elektronlar ortak kullanıma geçtiğinde (kovalent bağ), su molekülü oluşur. Milyarlarca su molekülü, "hidrojen bağları" ile birbirine tutunarak damlayı oluşturur; sonra yağmur olup dünyaya hayat verir.

Maddenin halleri de bu bağların yönetimiyle ilgilidir. Suyu ısıtıp enerji yüklediğimizde, moleküller arası mesafe açılır ve bağlar gevşer. Sıcaklık 100°C üzerine çıktığında su molekülleri artık bağımsız hareket etmeye başlar ve gaz haline geçer. Bu moleküller atmosfere çıktıklarında ise bulut haline gelerek gökyüzünü bir dantel gibi süslerler.

Öte yandan bir su kütlesinin enerjisi çekilirse (soğuma), moleküller arası mesafe daralır ve kritik sıcaklıkta (0°C) moleküller birbirine kenetlenerek önce kar taneleri gibi kristal yapıları, sonra katı hali oluşturur. Biz mühendisler, aslında Rabbimizin maddeye koyduğu bu bağları O'nun izniyle yönetiyoruz. Isıtarak veya soğutarak hidrojen bağlarını manipüle ediyor, Rabbimizin bize tanıdığı sınırlar içerisinde ilahi yasaları kullanıyoruz.
Su molekülü ve bağlar

Su için izah ettiğimiz bu atomik etkileşimler tüm kainat için geçerlidir. Atomun dış yörüngesindeki elektron paylaşımı olan kovalent bağlar molekülü oluştururken, iyonik veya metalik bağlar da maddeye formunu verir. Mühendislik, aslında bu ilahi "bağların" kullanımı ve düzenlenmesi esasına dayanır. Her türden şekillendirme, bu bağların Allah’ın koyduğu ölçülerle (takdir) yeniden tanzim edilmesiyle elde edilir.

Peki, bu teknik detaylarla nereye varmaya çalışıyorum? Şimdi size Yasin Suresi'nin son üç ayetinin bu tabloyu mühürleyen mealini sunuyorum:

36:81-83. Gökleri ve yeri yaratan, onların benzerlerini yaratmaya kadir değil midir? Evet, O her şeyi bilen yaratıcıdır. Bir şeyi dilediğinde O’nun sözü sadece “Ol” demektir, hemen olur. Her şeyin mülkü elinde olan Allah ne yücedir. O’na döndürüleceksiniz.

Yasin 81’inci ayetteki “Hallâkul 'Alîm” ifadesi, bazı alimler tarafından “sürekli yaratıcı” olarak tercüme edilmiştir. Yani Allah, evreni bir kez kurup kenara çekilmemiştir; O, her an (her "Planck zamanı" diliminde) yaratmaya devam etmektedir.

“Gökleri ve yeri bir ölçü dâhilinde yaratan, yeniden onların bir benzerini yaratamaz mı? Evet, O her şeyin sürekli yaratıcısı ve her şeyi bilendir.” (İlyas Yorulmaz)

Allah tüm evreni sürekli yaratmaktadır. Bu süreklilik, atomları bir arada tutan çekimleri ve bağları her an "ol" emriyle tazelemesi demektir. Eğer Allah bu emrini bir an geri çekseydi; pamuk dediğimiz materyal toza, insan bedeni bir sıvı yığınına, tüm dünya ise kaosa dönerdi. Her şeyi şekillendiren, elementler arasındaki o "görünmez bağlar" ve Allah'ın bu bağları her an yeniden "oldurmasıdır."

Bu anlayışımızın kanıtı da Me'aric Suresinde ifade edildiği üzere kıyamet günü geldiğinde tecelli edecektir:
“O gün gök erimiş maden gibi, dağlar da atılmış yün gibi olur.” (Meâric 70/8–9)

İşte atom ve moleküller arasındaki bağlar Rabbimin emriyle ortadan kalktığında, gökyüzü erimiş bir plazmaya, devasa dağlar ise bağlayıcı dokusunu kaybedip atılmış yüne dönecektir. Bizi ve tüm evreni sürekli yeniden yaratan Rabbimizin gücü sonsuzdur ve O her şeyi hakkıyla bilendir.

İşte bu yüzden Allah’ın yarattıklarında abes yoktur dedik. Çünkü O, her şeyi her an ve her nefeste yeniden yaratmaktadır.